Halkın Garantörü: Mücadele
Öğrencilerin ve kampüs emekçilerinin büyüttüğü Bilgi Üniversitesi direnişi, örgütlü mücadelenin en karanlık görünen anlarda dahi kazanabileceğini gösterdi. Nişantaşı Üniversitesi'nden Umut Boran Konar yazdı.
2019’da Can Holding tarafından devralınan ve 2025’te kayyum atanan İstanbul Bilgi Üniversitesinin faaliyetlerine son verildiği, 22 Mayıs 2026 tarihli Resmî Gazete’de bir gecede duyuruldu.
Öğrencilerin eğitim hakkını ve kampüs emekçilerinin geleceğini umursamadan verilen bu karar, devlet içi çıkar gruplarının birbirleri arasındaki savaşın bir sonucudur. Can Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can’ın savcılığa verdiği ifadede: “Yönetim kadrosu üst düzey devlet yetkililerimizin yönlendirmesi ve onların onayı ile oluşturulmuş olup halen yer alan kişilerin devlet kademesinde rolleri ve safahatları incelendiğinde bu durum teyit edilecektir.” ya da “Her şeyi devlet büyüklerinin yönlendirmesiyle yaptım.” açıklamaları bu çıkar savaşını gösterir niteliktedir.
Ülkemizde vakıf üniversiteleri, bilim geliştirme ve nitelikli eğitim yuvası olarak değil, diploma satan fabrikalar olarak kullanılmaktadır. Bu yozlaşmanın ve rantçı zihniyetin farkında olmamız, kararın zamanlaması dışında hiçbir detayına şaşırmamamıza sebep olmaktadır. Karar ilk bakışta zamansız ve fevri görünse de, bu zamansızlığın altında, kapanma kararının CHP’ye vurulan mutlak butlan darbesi gündeminin arkasında önemsiz kalacağına dair bir beklenti yatmaktaydı. Halkın dikkati ve enerjisi mutlak butlan gündemi üzerindeyken, kendileri onları bir süredir rahatsız eden safralardan kurtulacak, yollarına pürüzsüzce devam edeceklerdi.
Bugün beklentilerinin suya düştüğünü görmüş bulunmaktayız. Bu ters köşenin sebebi, halkın sıkışmış öfkesini bir alana akıtmak isteyeceğini ve vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilerin içinde bulundukları güvensizliğe olan nefretini hesap edememeleriydi. Meclisin ana muhalefet partisini anayasayı umursamadan kapatıyorsunuz; akademisyenlerinin işten çıkarılma tehdidiyle bıçak sırtında eğitim vermek zorunda bırakıldığı, her dönem ücretlerine uçuk zamların yapıldığı, öğrencisini müşteri, akademisyenini köle olarak gören, başında kayyum bulunan bir vakıf üniversitesinde bir gecede insanları geleceksiz bırakıyorsunuz ve size direnmeyeceklerini umuyorsunuz. Süreç tabii ki, umdukları şekilde gelişmedi.
İstanbul Bilgi Üniversitesinin öğrencileri ve emekçileri, 3 gün sürecek direnişlerine Santralistanbul Kampüsünde başladı. Direnişin iki bacağı bulunmaktaydı: kampüs içi ve kampüs dışı. Kampüs içinde direnenler, okullarını geri almadıkları sürece kampüsü terk etmeyeceklerini belirtiyor; kampüs dışındakiler de onlara erzak ve sloganlar eşliğinde destek oluyordu. Direnişin ilk iki günü bu şekilde devam etti, alanda çoğunlukla üniversitenin kendi özneleri bulunmaktaydı. Fakat üçüncü gün direnişe dışarıdan destek verenlerin sayısı çığ gibi arttı. Kampüs içindeki öğrenciler polis tarafından yaka paça dışarı atılmış, kampüse girmek isteyenler ablukaya alınarak ve şiddet uygulanarak bastırılmaya çalışılıyordu fakat bu olumsuz gelişmeler direnişin büyümesini engelleyemedi. Bir şafak vakti karanlığın kenarından onlar ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuşlardı artık. Kampüsün önünden geçen araçlar kornalarıyla, kampüs etrafında yaşayanlar alana inerek, öğrenciler ve emekçiler de alanı terk etmeyerek mücadeleye devam ediyor, yüzlerce kişi bir karanlığı yarmaya kafayı takmış, bekliyordu. Üçüncü günün gecesinde, yine Resmî Gazete aracılığıyla, üniversitenin faaliyetine son verilmesi kararından dönüldüğü açıklandı. Bilgi Üniversitesinin öğrenci ve emekçileri galip gelmiş, okul kazanılmıştı.
Verilen mücadeleyi sadece bir üniversiteyi geri kazanmak olarak, alandaki direnişi de birbirinden bağımsız insanların rastgele alanda bulunması olarak değerlendirmek hatalı olur. Verilen mücadele, gasp edilmiş eğitim ve çalışma hakkının geri kazanılmasının yanı sıra, halkın çıkarlarını önemsemeden ülkeyi yönetmeye devam eden bir iktidara karşı zafer kazanma arzusunun sonucuydu. Bu zafer; öğrencilerin, öğretmenlerin, sendikaların kol kola girerek mücadeleye devam etmesiyle kazanılmıştı. Bu kurumlar okul dışından boy göstermeye gelmemişti; okulun kendi öğrencileri ve akademisyenleri tarafından büyütülmüştür. Alanda inisiyatif kullananlar, direnişin öznelerinden başkası değildi. Medyanın gündemine oturduğu , okulun kendi öznelerinin organize hareket edecek alanlara sahip olduğu ve iktidarın; halkın vazgeçmeye niyeti olmayan direnişinden korktuğu bu atmosferde zafer sürecin en doğal sonucu olmuştu.
Benzer süreçlerin zaferle sonuçlandığını biz daha önce de görmüştük. 2022-2025 arası süreçte vakıf üniversitelerinde yapılan %100-%300 arası zamlara karşı yürütülen direnişte; öğrenciler sosyal medya kampanyaları, toplu dilekçeler, tüketici mahkemesi davaları ve öğrenci sendikası koordinasyonları sayesinde bazı üniversitelerde zam oranlarını düşürmüştü ve YÖK vakıf üniversitelerine uyarı yapmak zorunda bırakılmıştı. Koç Üniversitesinde başarı burslarının fiilen kaldırılması be yurt imkanlarının yetersizliğine karşı yapılan direnişlerde forumlar, açık mektuplar, rektörlük önünde eylemler ve dayanışma ağlarının organizasyonu sayesinde; üniversitenin ek yurt kapasitesi açtığına, bazı öğrencilere de ek maddi destek sağlandığına ve burs sistemi üzerindeki baskılar nedeniyle yönetimin geri adımlar attığına şahit olmuştu. 2021’de pandemi bahanesiyle bazı vakıf üniversitelerinin burs kesintileri yapmasına karşın; öğrencilerin mücadelesi sayesinde kesilen bursların bir kısmı geri verildi, disiplin baskıları geri çekildi, ödeme ertelemeleri sağlandı, öğrencilerin okuldan ilişik kesilmesinin durduruldu.
Bu emsal direnişler ve İstanbul Bilgi Üniversitesi direnişinin bize gösterdiği direniş yöntemi açıktır. Öğrenciler ve kampüs emekçileri; kendi üniversitelerinde örgütlenmeli, mücadeleye her an hazırlıklı olmalıdır. Haksızlık yaşandığında bu örgütlenme direnişe yön verecek, direnişe güç katacak, mücadeleyi zaferle taçlandıracaktır. Bilgi Üniversitesinde şimdilik bir zafer kazanılmış, ancak mücadele bitmemiştir. Karanlığa karşı örgütlenmeyi, baskılara karşı direnişi büyütmek hepimizin görevidir.
Yaşasın öğrenci dayanışması!
Öğrencilerin eğitim hakkını ve kampüs emekçilerinin geleceğini umursamadan verilen bu karar, devlet içi çıkar gruplarının birbirleri arasındaki savaşın bir sonucudur. Can Holding Yönetim Kurulu Başkanı Kemal Can’ın savcılığa verdiği ifadede: “Yönetim kadrosu üst düzey devlet yetkililerimizin yönlendirmesi ve onların onayı ile oluşturulmuş olup halen yer alan kişilerin devlet kademesinde rolleri ve safahatları incelendiğinde bu durum teyit edilecektir.” ya da “Her şeyi devlet büyüklerinin yönlendirmesiyle yaptım.” açıklamaları bu çıkar savaşını gösterir niteliktedir.
Ülkemizde vakıf üniversiteleri, bilim geliştirme ve nitelikli eğitim yuvası olarak değil, diploma satan fabrikalar olarak kullanılmaktadır. Bu yozlaşmanın ve rantçı zihniyetin farkında olmamız, kararın zamanlaması dışında hiçbir detayına şaşırmamamıza sebep olmaktadır. Karar ilk bakışta zamansız ve fevri görünse de, bu zamansızlığın altında, kapanma kararının CHP’ye vurulan mutlak butlan darbesi gündeminin arkasında önemsiz kalacağına dair bir beklenti yatmaktaydı. Halkın dikkati ve enerjisi mutlak butlan gündemi üzerindeyken, kendileri onları bir süredir rahatsız eden safralardan kurtulacak, yollarına pürüzsüzce devam edeceklerdi.
Bugün beklentilerinin suya düştüğünü görmüş bulunmaktayız. Bu ters köşenin sebebi, halkın sıkışmış öfkesini bir alana akıtmak isteyeceğini ve vakıf üniversitelerinde okuyan öğrencilerin içinde bulundukları güvensizliğe olan nefretini hesap edememeleriydi. Meclisin ana muhalefet partisini anayasayı umursamadan kapatıyorsunuz; akademisyenlerinin işten çıkarılma tehdidiyle bıçak sırtında eğitim vermek zorunda bırakıldığı, her dönem ücretlerine uçuk zamların yapıldığı, öğrencisini müşteri, akademisyenini köle olarak gören, başında kayyum bulunan bir vakıf üniversitesinde bir gecede insanları geleceksiz bırakıyorsunuz ve size direnmeyeceklerini umuyorsunuz. Süreç tabii ki, umdukları şekilde gelişmedi.
İstanbul Bilgi Üniversitesinin öğrencileri ve emekçileri, 3 gün sürecek direnişlerine Santralistanbul Kampüsünde başladı. Direnişin iki bacağı bulunmaktaydı: kampüs içi ve kampüs dışı. Kampüs içinde direnenler, okullarını geri almadıkları sürece kampüsü terk etmeyeceklerini belirtiyor; kampüs dışındakiler de onlara erzak ve sloganlar eşliğinde destek oluyordu. Direnişin ilk iki günü bu şekilde devam etti, alanda çoğunlukla üniversitenin kendi özneleri bulunmaktaydı. Fakat üçüncü gün direnişe dışarıdan destek verenlerin sayısı çığ gibi arttı. Kampüs içindeki öğrenciler polis tarafından yaka paça dışarı atılmış, kampüse girmek isteyenler ablukaya alınarak ve şiddet uygulanarak bastırılmaya çalışılıyordu fakat bu olumsuz gelişmeler direnişin büyümesini engelleyemedi. Bir şafak vakti karanlığın kenarından onlar ağır ellerini toprağa basıp doğrulmuşlardı artık. Kampüsün önünden geçen araçlar kornalarıyla, kampüs etrafında yaşayanlar alana inerek, öğrenciler ve emekçiler de alanı terk etmeyerek mücadeleye devam ediyor, yüzlerce kişi bir karanlığı yarmaya kafayı takmış, bekliyordu. Üçüncü günün gecesinde, yine Resmî Gazete aracılığıyla, üniversitenin faaliyetine son verilmesi kararından dönüldüğü açıklandı. Bilgi Üniversitesinin öğrenci ve emekçileri galip gelmiş, okul kazanılmıştı.
Verilen mücadeleyi sadece bir üniversiteyi geri kazanmak olarak, alandaki direnişi de birbirinden bağımsız insanların rastgele alanda bulunması olarak değerlendirmek hatalı olur. Verilen mücadele, gasp edilmiş eğitim ve çalışma hakkının geri kazanılmasının yanı sıra, halkın çıkarlarını önemsemeden ülkeyi yönetmeye devam eden bir iktidara karşı zafer kazanma arzusunun sonucuydu. Bu zafer; öğrencilerin, öğretmenlerin, sendikaların kol kola girerek mücadeleye devam etmesiyle kazanılmıştı. Bu kurumlar okul dışından boy göstermeye gelmemişti; okulun kendi öğrencileri ve akademisyenleri tarafından büyütülmüştür. Alanda inisiyatif kullananlar, direnişin öznelerinden başkası değildi. Medyanın gündemine oturduğu , okulun kendi öznelerinin organize hareket edecek alanlara sahip olduğu ve iktidarın; halkın vazgeçmeye niyeti olmayan direnişinden korktuğu bu atmosferde zafer sürecin en doğal sonucu olmuştu.
Benzer süreçlerin zaferle sonuçlandığını biz daha önce de görmüştük. 2022-2025 arası süreçte vakıf üniversitelerinde yapılan %100-%300 arası zamlara karşı yürütülen direnişte; öğrenciler sosyal medya kampanyaları, toplu dilekçeler, tüketici mahkemesi davaları ve öğrenci sendikası koordinasyonları sayesinde bazı üniversitelerde zam oranlarını düşürmüştü ve YÖK vakıf üniversitelerine uyarı yapmak zorunda bırakılmıştı. Koç Üniversitesinde başarı burslarının fiilen kaldırılması be yurt imkanlarının yetersizliğine karşı yapılan direnişlerde forumlar, açık mektuplar, rektörlük önünde eylemler ve dayanışma ağlarının organizasyonu sayesinde; üniversitenin ek yurt kapasitesi açtığına, bazı öğrencilere de ek maddi destek sağlandığına ve burs sistemi üzerindeki baskılar nedeniyle yönetimin geri adımlar attığına şahit olmuştu. 2021’de pandemi bahanesiyle bazı vakıf üniversitelerinin burs kesintileri yapmasına karşın; öğrencilerin mücadelesi sayesinde kesilen bursların bir kısmı geri verildi, disiplin baskıları geri çekildi, ödeme ertelemeleri sağlandı, öğrencilerin okuldan ilişik kesilmesinin durduruldu.
Bu emsal direnişler ve İstanbul Bilgi Üniversitesi direnişinin bize gösterdiği direniş yöntemi açıktır. Öğrenciler ve kampüs emekçileri; kendi üniversitelerinde örgütlenmeli, mücadeleye her an hazırlıklı olmalıdır. Haksızlık yaşandığında bu örgütlenme direnişe yön verecek, direnişe güç katacak, mücadeleyi zaferle taçlandıracaktır. Bilgi Üniversitesinde şimdilik bir zafer kazanılmış, ancak mücadele bitmemiştir. Karanlığa karşı örgütlenmeyi, baskılara karşı direnişi büyütmek hepimizin görevidir.
Yaşasın öğrenci dayanışması!